HİPERTANSİYON DEĞERLERİ YENİDEN BELİRLENDİ

HİPERTANSİYON DEĞERLERİ YENİDEN BELİRLENDİ

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, hipertansiyon ve onun oluşturduğu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının 2020 itibariyle 23,4 milyona yükselmesi bekleniyor. Türkiye’de ise 40 yaşın üzerindeki her 2 kişiden 1’i hipertansiyon hastası ve toplam 15 milyon hipertansiyon hastası var. Kilo yatkınlığı sebebiyle ise Türk kadınlarında hipertansiyon daha fazla görülüyor. 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü sebebiyle görüş bildiren İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, ülkemizde yüksek tansiyon farkındalık seviyesinin halen düşük olduğunu belirterek erken teşhisin önemine dikkat çekti ve en son açıklanan hipertansiyon değerleri hakkında bilgi verdi.

Yapılan tüm çalışmalara rağmen kalp-damar hastalıkları son 20 yılda büyük bir artış göstererek dünyadaki hastalık kaynaklı ölümlerin üçte birinin nedeni oldu. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre 2005 yılında 17,5 milyon kişi hayatı hipertansiyon ve onun oluşturduğu hastalıklar nedeniyle kaybetti. Yine DSÖ’nün verilerine göre yapılan tüm çalışmalara ve bulunan yeni ilaçlara rağmen 2020 yılında bu rakamın 23,4 milyona yükseleceği öngörülüyor. Türkiye’de ise bugün itibariyle, 40 yaşını geçmiş her iki kişiden biri hipertansiyon hastası ve hipertansiyon, kadınlarda biraz daha fazla görülüyor. Bunun nedeni olarak ise Türk toplumunda kadınların daha hareketsiz olması, kilo yatkınlığı ve hormonal faktörler gösteriliyor.

Hipertansiyon değerleri yeniden belirlendi: 2017 Amerikan Kalp Derneği Hipertansiyon Kılavuzu’na  göre artık 130/80‘in üzeri hipertansiyon olarak kabul ediliyor.

Tansiyonun, “vücutta dolaşan kanın damarlara yaptığı basınç” olarak tanımlandığını belirten İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, Amerika’da geçtiğimiz yıl açıklanan yeni hipertansiyon kılavuzundaki önemli değişiklikleri şöyle özetledi: “Hipertansiyon değeri belirli rakamlarla ifade edilir. Bu rakam yıllar içerisinde kılavuzlarda değişmeler göstermiştir. Bugüne kadar, 2015 yılında yayınlanan Amerika ve Avrupa kılavuzları ve Türk Hipertansiyon Uzlaşı Raporu temel alınmakta ve buna göre basıncın 140/90 mm/hg üzerine çıkması hipertansiyon olarak ifade edilmekteydi. Bu değerler, önceki kılavuzlara göre daha yüksekti. 2015 yılından sonra yapılan çalışmalar sonucunda, yüksek tansiyon sınırının 120/80 mm/hg’ye düşürülmesi sonucunda, hipertansiyona bağlı olarak kalp ve beyinde görülen hasarlar ve bundan kaynaklanan ölümlerde azalma olduğu görüldü. Son olarak ise, 2017 yılında yayınlanan Amerikan Kalp Derneği tarafından yayınlanan Hipertansiyon  Kılavuzu’nda 130/80 mm/hg’nin üzerindeki değerler yüksek tansiyon olarak değerlendirilmeye başladı. Bu yeni kılavuza göre, kan basıncı 130/80 mm/hg’nin üzerinde olan kişilerin ilaç tedavisi alması gerekecektir ve bu rakamlara göre ülkemizdeki hipertansiyonlu hasta sayısı artacaktır.”

Hiçbir belirti vermeyen hipertansiyon daha tehlikeli

Prof. Dr. Kerim Güler, bir damar hastalığı olduğu için hipertansiyonun kalp ve damar sistemini etkilemesinin kaçınılmaz olduğunu belirterek şu bilgileri verdi: “Damarların içini kaplayan endotel doku büzülüp tartılırsa ağırlığı 1,5 kilo, yüzeyi açılırsa kapladığı alan 800 m2’dir ve karaciğerden bile daha fazla alan kaplamaktadır. Damar sağlığı için bu yapının iyi korunması şarttır. Hipertansiyon vakalarının küçük bir kısmı genetik kaynaklı olsa da, çoğu vakada bunun dışında pek çok etkenin varlığı söz konusudur. Aynı aileden birçok hipertansiyon vakasının teşhis edilmesinin nedeni genellikle, bu aile fertlerinin aynı mutfaktan, aynı sağlıksız besinlerle beslenmesidir. Hipertansiyonun belirtilerinde genellikle, beyin üzerinde oluşan basıncın etkisiyle ortaya çıkan belirtiler ön planda olur: Baş ağrısı, baş dönmesi, yüzde kızarıklık; kalp çarpıntısı, kolay yorulma gibi. Bu belirtilerin olmasına aslında biz seviniyoruz çünkü hasta hipertansiyonu olduğunun farkına varıyor. Bir de hiçbir belirti vermeyen hipertansiyon tipleri vardır. Tansiyonu yüksek olur ama hastanın şikâyeti olmaz. Biz bu tip hipertansiyona “sessiz katil” diyoruz. Çünkü hastanın haberi olmadığı için önlem almıyor, yaşam tarzı değişikliğine gitmiyor, sonuç olarak hipertansiyonun yapacağı zararlı şeylere çok daha açık bir şekilde maruz kalıyor.”

Türkiye’de hipertansiyon yeterince ciddiye alınmıyor

Türkiye’deki hipertansiyon bilincinin halen düşük seviyelerde olduğunu belirten Prof. Dr. Kerim Güler şunları söyledi: “Türkiye’de hipertansiyon konusunda yapılan tüm farkındalık çalışmalarına ve alınan tüm önlemlere rağmen, yapılan çalışmalar gösteriyor ki, Türkiye’de hipertansiyon için tedavi gören hastaların ancak %54’ünde istenen tansiyon değerine ulaşılabiliyor. Yani Hipertansiyon hastalarının yaklaşık yarısı (%46) hala, hipertansiyonun organlara vereceği zararı bile bile yaşamını aynı şekilde sürdürüyor. Oysa hipertansiyon tedavisinde hastalarımızın çok büyük bir rolü vardır. Ne yazık ki hastalarımız hipertansiyonu pek önemsemezler. Tedaviye riayet etmezler. Bunu kendilerine söylediğimiz zaman ise “benim tansiyonum asabi”, “başım ağrıyınca ilacı alıyorum”, “benim küçük tansiyonum iyi”, “ilaçların yan etkisi fazla” gibi birtakım bahaneler bulurlar. Bu nedenle Türkiye’de hipertansiyon tedavisinde başarı şansımız halen tüm dünya ülkelerine göre çok düşük seviyelerde.”

Hipertansiyon ne kadar uzun süre tedavisiz kalırsa, yarattığı hasar o kadar artar

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?